Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesine verdiği röportajda, Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikrinin bölgesel dinamikler ve ülkelerin ortak sorumluluk bilinci sonucunda ortaya çıktığını açıkladı. Erdoğan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan bu anlaşmanın temel amacının sadece askeri bir işbirliği değil, bölgedeki güvenlik ortamını güçlendirmek ve istikrarı sağlamaya yönelik olduğunu vurguladı. Ortak savunma mekanizmasının, bölge ülkeleri arasındaki dayanışmayı pekiştirerek, karşılıklı caydırıcılığı artırmayı hedeflediğini belirtti.
Erdoğan, bölgesel meselelerin bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine olan inanışını tekrar dile getirerek, bu doğrultuda sürdürülen diplomatik girişimlerin ve işbirliği çalışmalarının önemine dikkat çekti. Anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadan, barış ve güvenlik ortamını oluşturmayı amaçlayan bir adım olduğunu ifade eden Erdoğan, bu ortaklık sayesinde bölge halklarının huzur ve güven içinde yaşayabileceklerine inancını dile getirdi. Ayrıca, anlaşmanın barış ve istikrarı ön planda tutan bir politikanın ürünü olduğunu sözlerine ekledi.
Erdoğan, söz konusu anlaşmanın bölge ülkelerine açık olduğunu, bölgedeki herhangi bir dost ve kardeş ülkenin katılımına da kapıların sonuna kadar açık olduğunu belirtti. Bu adımın, bölgesel güçlenmenin ve kalıcı barışın sağlanması adına atılmış tarihi bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Aynı zamanda, Türkiye’nin tüm taraflarla iletişim kurabilen ve kompleks konularda sorumluluk almaya istekli bir ülke olduğunu vurgulayarak, bölgenin barışını koruma yönündeki kararlılığını dile getirdi.
Erdoğan, bölgesel gerilimlerin, özellikle ABD ve İran arasında tırmanışa geçen gerilimin, bu anlaşma ile doğrudan ilgisi olmadığını ve bu durumu sadece konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek gerektiğini sözlerine ekledi. Ayrıca, bu anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi doğrultusunda, meşru müdafaa hakkını teyit etmek amacıyla yapıldığını belirtti. Erdoğan, bölgedeki istikrarın, sadece kendi ülkeleri değil, küresel ekonomi ve uluslararası ilişkiler açısından da son derece önemli olduğunu vurgulayarak, Körfez bölgesinin güvenliğinin global ticaret ve enerji arz güvenliği açısından kritik önemi olduğunu sözlerine ekledi. Son olarak, Türkiye’nin bölgedeki tüm gelişmelerde yapıcı diyalog ve diplomasiye önem verdiklerini ve bölgenin barışını koruma yönünde aktif rol almaya devam edeceklerini dile getirdi.
